türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2014 Cumartesi

Fotoğraf Hikayeleri 3: Suç ve Ceza

2010 Yılında Mardin’e ilk gezimi yapmıştım. Mardin öyle güzel bir şehir ki anlatmaya kelimeler yetmez. Şehrin tarihi dokusu insanı adera büyüler. Mardin’e Batman’dan gitmiştim ve yol üzerinde Hasankeyf ve Midyat var. Bu yüzden Mardin’de kalırken arkadaşımla bir gün Midyat’a da gitmiştik.

Aylardan Ekimdi. Fakat doğununkavurucu  sıcağı hala devam etmekteydi.  Ara mahallelerde gezerken fotoğraflar çekiyor sonra da oturup dinleniyorduk. Günübirlik gittiğimiz için de ışığı yararlı bir şekilde kullanma şansımız pek azdı. Şansımıza ne gelirse deyip gölge alanlar bulup çekimleri öyle yapıyorduk. Fotoğrafçının normalde ya sabah ya da akşamüstü güneşini tercih etmesi lazım ama çok ta zamanımız yoktu açıkçası..

Bir ara Midyat’ın merkezine çıkıp gördüğümüz bir kahvenin orada mola vererek menengiç kahvesi içmek istedik. Kahvenin yol kenarında kalan masada otururken kahvenin içi dikkatimi çekti. Daha doğrusu kahve pek dolu değildi ama içeride camın kenarında oturmuş kağıt oynayan adamlar dikkatimi çekmişti.

Daha da dikkatli bakınca öbür kenarda oturan amcanın yüzünün silüetinin arka tarafta duran sütuna düştüğünü farkettim. Sütunun üzerine çok kuvvetli bir ışık vuruyordu. Bazen çektiğiniz fotoğrafın sonucunun ne olacağını bilirsiniz, bazen de gördüğünüz bir ışık sizi bir şeylere sürükler. O an derdim amcanın profilini sütuna vurmuş bir halde çekmekti. Başka da bir şey düşünemedim.

Arka sütuna düşen silüetin büyüsüne kapılarak amcalardan da göz temasıyla izin alarak bir kaç kare fotoğraf çektim. Fotorafı makinemde gördüğümde şaşırmıştım. Aklıma direk bende kitaplarının etkisi yüzünden önemli bir yere sahip olan ve eserleriyle 19 yy’da  Rus klasiklerine damgasını vurmus olan Dostoyevski  ve kitabı suç ve ceza geldi. Tabii bu fotoğrafın adını ‘Suç ve Ceza’  koydum hemen. Kitapla ilgisi var veya yaslı adamın profiliyle Dostoyevski’nin profili arasında kurulabilecek bağlardan uzak düşüncelerle oluşan farklı bir takım çağrışımlarla edindiğim bir benzetmeydi bu.

Ters ışık fotoğrafları oluşturdukları grafikler  veya fotoğraf üzerinde oluşturdukları lekeler yüzünden oldukça ilgimi çekiyor. Siyah ve beyaz fotoğrafların insanlar üzerinde bıraktığı nostaljik etkileri de düşünürsek anlamak biraz daha kolaylaşır.  Bu yüzden Emmet Gowin’in bir sözü çok hoşuma gider: ”Fotoğraf, herkesin hakkında birşeyler bildiği, ama pek aldırış etmediği şeylere ulaşmanın aracıdır. Benim fotoğraflarım görmediğniz şeyleri göstermeyi amaçlıyor.”

28 Şubat 2013 Perşembe

Kangal'dan Ergani'ye...




27 Şubat 2013 Çarşamba

Karli yollar...

Şansa bak.. Şu an tam da ben yatmadan önce arkadaşımın dediği durumdayım.. ''Sen sarsıntıdan ancak bir kaç saat uyursun!''.. Evet haklıymış!.. Bu tren deli etti beni. Resmen sallana sallana bir hal olduk.

Saat 23:20 da uyandım ve dışarı baktığımda ortalık bembeyazdı. Yanlış okumadınız. Dışarda deli kar yağıyor.

......

Sanırım şu an Karagöl civarlarındayız ve Sivas Kangal'a doğru ilerlemekteyiz. Böyle sarsıntıyla tekrar uyuyamazsam yandım. Üstelik telefonun kendi ve interneti de gidip geliyor. Yahu trene birşey olsa 'Ne yaparız bilmem!'' bir durum bu.Ama tabii 'niyet hayr; akibet hayr' demiş büyükler..

Yollarda ne uzun tüneller var. Demek ki devlet dağları uzun uzun delmiş öte tarafa kolayca geçebilmek için..

Tren gider yollar bitmez. Bu arada Kangal'i geçtik. Duraklar giderek azalıyor. Şu an Çetinkaya Tren Istasyonu'nda iki dakikalık durumuzu gerçekleştirerek yola devam ediyoruz....

.......

Yollarda halen kar var. İnsan etraftaki insanları düşünüyor. Burada kimler ve nasıl yaşar diye. Ama tabii bir şehrin, kasabanın veya bir köyün insanını tren camından izleyerek nasıl anlarsınız.

Dışarıda ışık olan yerlerde harika kar manzarası devam etmekte. Biz yanından geçen için güzel tabii de Allah kalanların yardımcısı olsun. Çünkü buralar yerleşimin gelişmiş olmadığı yerler. Soğuk çeker, kar çeker bu diyarlar..

......

Ve işte telefonda yine servis yok..Düşünüyorum da bu şekilde insan kaç gün yol gider. Sıcak bir yerden yolları izleye izleye seyahat etmek!! Bazen keşke son durağa yani Krtalan'a kadar mı gitseydim acaba diyorum.. Ama bir dahaki sefere nasipse. Nasıl yerlerden geçiyorsak telefon hala çekmiyor. Hani ne oldu o milyarlar vererek yaptığınız Türkcell, Avea vs reklamlarına. Kaç çekiyormuş! Dört mü zero mu? Bırakın bu işleri kardeşim.

.......

Rehbere baktım da 03:40 gibi Malatya'da olacağız. O zamana kadar biraz daha uyumaya çalışsam ne güzel olurdu. Ama sanırım ben uykumu aldım bile. Artık uyumak çok zor. Ama  yine de bir deneyeceğim..

Son olarak bazen viraja girdiğimizde trenin katarları çok güzel görünüyor. Fakat maalesef trende camlar sadece yukarıdan aralık halinde açılacak şekilde yapılmış. Çekmek ne mümkün. Ama dışarı sarkmadan da çekilmez ki..

Bu adamlar büyük şehirlerde yarımşar saat durma olayını yapmıyorlar. En fazla 10-15 dakika. Yahu ne anladım ben o zaman bu yolculuktan ki. Neyse bencilce düşünmemek lazım tabii..

Söylemiş miydim, hala 'no service''...

Şimdilik bu kadar yazmak yeter...

Vagonlar arasi gezi...

Kendi odamdan cikip trenin en on kismina dogru kompartmanlari yurumeyr basladim. Bir tek benim kaldigim vagon yatakli oldugu icin en arkadaydi. Toplamda 7 ya da 8 vagon var trende zaten. 1 vagon yatakli,1 vagon kusetli dedikleri cinsten, iki vagon koltuk siralari olandan ve diger iki vagon da cam bolmeli, 1 tane yuk ve esya vagonu ve trenin on vagonu..


Koltuklu vagonlardaki halk kisa mesafe yolularini olusturuyordu. Yatakli vagon ile kusetli arasinda olusan hiyerarsi, normal koltuklar ve ozel kapili olanlar arasinda vardi.

Gorevliler esya vagonunun kapilarini acik unutmuslardi ama orda cok fazla kalamadim. Gorurlerse kizarlardi. En on vagonun kapisini acmaya da cesaret edemedim acikcasi..

Bu arada bulutlar beni seviyormus ki gordugunuz guzel fotograflari paylasabiliyorum. Simdi odama geri donus zamani..

Kızılırmak'tan Yahşihan Tren İstasyonu'na...