14 Haziran 2013 Cuma

Gezi Ruhu Dedikleri.... 09.06.2013 Pazar


















Gezi Parkı'na gitmek üzere çıktığım İstiklal Caddesi'nde duvarlardaki fotoğrafları çektikten sonra meydana yakın olan Starbucks'a uğradım. İçeri girip oradakilere gülümseyerek: 'Başıma birşey gelmeyecekse bir latte istiyorum.'' dedim. Çocuklar gülümseyerek bana: ''Vallahi günlerdir burda hep yardım ediyoruz.'' dediler. Kahvemi elime alıp yürümeye başladım.



İstiklal'den meydana çıkıp, çiçekçileri geçip yürümeye başladım. Güvercinler oradaydı. Bir kaç genel fotoğraf aldıktan sonra Atatürk heykelinin oraya gittim. Üstünde Türk bayrağı, grupların flamaları ve afişler vardı. Belediye de bir yandan etrafı sulayıp temizliyordu. Görevli bana :''Öbür taraftan dolaşın hanımefendi!'' derken ses tonu sinirli gelmişti bana. 








Grupların kendilerini korumak amaçlı bir oraya bir buraya taşıdıkları demir barikatlardan birinin üzerindeki afişte Sosyalist Feminist Kollektif'ten bir mesaj vardı; ''ERKEKLERE DE DEVLETE DE ÇOCUK BORCUMUZ YOK!'' Kocaman bir afiş asılmıştı oraya. Anlayana tabii ki..




Meydanın içinden anıtın etrafını şöyle bir dört döndüm. Yerlerde yazılar yazılmıştı. Bazıları hoş değildi, ama bazıları gülümsetiyordu insanı. Parktaki çiçek ekilmek için ayrılmış küçük bölümlerde de gruplar vardı. Kimi gece orda yatmış ki sabah yeni uyanıyorlardı. Özellikle sosyalist islamcı bir grup oradaydı. Yanlarında başka bir gurup vardı ve onlar Ahmet Kaya çalıyorlardı. Şarkıyı mırıldanarak yoluma devam ettim. 

Yolda ilerlerken kahve satanlar, su satanlar gördüm. Direniş yeni bir ekonomi oluşturmuştu. Gezi parkından metroya doğru geçerken yolda barikatların demirlerine asılmış afişler gördüm. 





Metro tarafında, medya arabalarına benzettiğim minübüsler vardı. Arabalarını oradan çektirmediler mi acaba diye düşündüm ama dikkat edince onların aslında Istanbul Belediyesine ait minubusler olduğunu gördüm. Arabalar darp edilmişti, kapıları yoktu ve üstleri yazı doluydu. 








Daha ileride başka başka grupların standları vardı. Kocaman bir muzik sistemi kurulmuş, şarkılar, türküler çalınıp halaylar çekiliyordu. Orası otobüs duraklarının olduğu yer ve otobüslerin kullandığı yol üzerindeydi. Karşı tarafa geçip gezi parkına doğru merdivenleri çıkmaya başladım. 








Sabah saatlerinde çok fazla kalabalık yoktu. Orada da parka daha girmeden, orta bir yerde darp edilmiş bir polis arabası duruyordu. Kimi çocuklar üstüne çıkıp  hatıra fotoğrafı çektiriyorlardı. O araba orada  belki de Gezi'nin gücünü temsil ediyordu. 










Kenarda asılmış yazıların arasında bir tane Türkiye Cumhuriyeti Tapu Senedi gördüm. İçeri doğru gidince çadırları görmeye başladım. Gezi Parkı ahalisinin bir kısmı yeni uyanmıştı ve bazıları hala uyuyordu. Etraftaki ağaçlarda hem yazılar ve afişler asılıydı hem de çöp torbaları. İçeriyi gezdikçe ağaçlarda, çadırların üzerinde veya önünde ipe asılmış yazılar ve direnişe ait sözler görüyordum. Sanki Gezi Parkı Çadır kent gibi bir yer olmuştu. 









Etrafta dolaşırken kenarda oturan üç tane genç gördüm. Durup etrafa bakınırken, bana çantamı ortadan akan suyun üzerinden geçirmememi, oradan lağımın aktığını söylediler. Ben öyle bir ara durup kaldım. Sonra yanlarına oturup biraz dinlenmeye karar verdim. Beni buyur ettiler. Bana hemen ne düşündüğümü sordular. Neler konuştuğumuzu burda uzun uzun anlatmayacağım ama insanlar onlarla tartışmadan sakin sakin konuşunca, bazı olayların mantığını açıklayınca size hak verebiliyorlar, zaman zaman siz de onlara hak verebiliyorsunuz. 



Gençlerin hiçbiri bana saygısızlık yapmadı, seslerini yükseltmedi. Sadece sohbet ettik. Güzel de geçti... Daha sonra başka biriyle karşılaştım. Tekerlekli çantam ile yürürken bana Gezi Turu teklif etti gülümseyerek. Ben teşekkür ederek yalnız gezmeyi tercih ettiğimi söyleyince: ''O zaman bir çay ikram edeyim size.'' dedi. 




Orda neler olup bittiği üzerine 1 saatlik veya biraz daha fazla sohbet ettik. Aslında anladık ki karşılıklı birbirimizi çok da iyi anlayabiliyormuşuz. Sanki acılarımız ortaktı. Sahi acılar ortak hale mi getirilmeye çalışılıyor? Bu da o an aklıma gelen bir soru.. Karşılıklı öyle çok sorular sorup, cevaplar verip, ortak noktada birleşip anlaştık ki biz de inanamadık. Aslında inandık ta.




Burası bir 'ÜTOPYA'' dedi. O zaman ütopya hayali bir şey olduğu için sonuna ulaşamayacak ve burası bitecek dedim. O da bunu kabul etti. Bana orada, yani Gezi Parkı'nda çok güzel bir ortamın olduğunu, herkesin birbirine yardım ettiğini, yemek, içmek, ilaç ve revirdeki bakımların ücretsiz olduğunu, herkesin birbirine ve diğer insanlara karşı çok saygılı olduğunu söyledi. Bu hep böyle gitmez elbet. Düşünsenize birinin her sabah çöpleri topladığını ve bundan şikayet etmediğini.. Elbet sonsuza kadar süremez ve dünya menfaatleri işin içine girecektir. Aklıma Orwell'in 'Hayvan Çiftliği' kitabı gelmişti hemen. Ona da hatırlattım. Bir kesim zaman içinde kendini imtiyazlı yapmaya çalışacaktır, öbürküler de bundan bıkacak ve bu topluluk içinde de çatışmalar çıkacaktır dediğimde bunu kabul etti..



Kendisine ''o provokasyon içeren twitler atılmasa burda toplanılabilir mi'' diye sorduğumda   sanmıyorum, çok kişinin haberi bile olmazdı dedi. Bazı Tv'lerde bazı sanatçılar ve devlet adamlarının insanların orda kendi kendilerine toplandıklarını söylemeleri bu konuşmalardan sonra havada kaldı tabii. Ben o konuşmalardan sonra, işte o gerçek bir ''Çiçek Çocuk'' dedim. Taksim'de o kadar tahribatı yapan insanlardan biri olamazdı. Bir saat kadar oturduktan sonra oradan kalkıp etrafı gözlemlemeye devam ettim.



Çiçek çocuk bana ayrıca Gezi'deki türbanlı kızların namaz kılmak için bir alana ihtiyaçları olduğu talebini dile getirenlerin gay ve lezbiyenler grubu olduğunu söyledi. Ayrıca içki düzenlemesine ise eğer Ak Parti değil de Chp yapsaydı belki bu kadar tepki almayacağını da söyledi. Bunlar da ilginç notlar tabii..

Orada dolaşırken insanların sigaraya ihtiyaç duydukça etrafa seslendiklerini ve oturdukları yerlerin önüne yastık veya karton parçası koyduklarını ve gelen misafirlerin neredeyse sigaralarının çoğunu gösterilen yere bıraktıklarını gördüm. Kısa sürede sigaraların yığıldığını da gözlerimle gördüm.



Parkta her bölümde insanlardan bazıları yerleri süpürüyor, bazıları toplayıp çöp torbasına atıyordu, ellerinde fotoğraf makinesi ile benim gibi insanlar da fotoğraf çekiyordu. Ahmet Arif'e ait bir dizeleri gördüm bir ağaçta asılı... 

''oyle yıkma kendini
oyle masum, öyle garip...
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste
sırada,
yürü yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının,
hayının..
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan rüva etme beni!''

Ahmet Arif





İleride bir yerde Cumartesi Anneleri'ne ait bir fotoğraf albümü yapılmıştı. Berfo Ana'nın fotoğrafı en üstte duruyordu. Parkın meydana bakan başka bir tarafında merdivenlerde insanlar toplanmış, hepsi merdivenlerde oturmuş ilk yardım dersi anlatan birini dinliyordu. Meydana bakan başka bir tarafta yine darp edilmiş bir tanker ve iş makinası vardı. 




Parktan çıkıp dinlenmek, birşeyler yemek ve daha önemlisi telefonumu şarj etmek üzere İstiklal'e gitmeye karar verdim. Ortam biraz daha kalabalıklaşmaya başlamıştı. Çıkarken bir gurup Kürt'ün parkın orada muzik sistemleri ile birlikle yer alıp kendi aralarında halay çektiklerini gördüm. Tabii ellerinde Apo bayrakları, standlarında ''İmralı'dan Gezi'ye selam var'' afişleri vardı. Hiçbirşey yokmuş gibi 'deliloy, deliloy kurbane' diyerek halay çekiyorlardı ama ben açıkçası kormuştum. Çünkü gece twitterda '' Apo bayrakları istemiyoruz yoksa şöyle yaparız, böyle yaparız.'' diyen insanlar görmüştüm. Nasıl ürktüm anlatamam. Elimde olsa grubun başını bulup ''Apo bayraklarını kaldırın lütfen, bir tatsızlık çıkmasın.'' diyecek haldeydim. Ama sonra vazgeçtim. 










Meydana gelen insanların arasında görüp te aslında şaşırdığım bir tanesi de bir kadın başında benim her Aşura'da gördüğüm başına ''Ya Hüseyin'' bandından takan kadındı. Tepkimi de twitter'da: '' Aşura (Kerbela) Matemi de burda!!'' diyerek vermiştim. Bu insanları ortak noktada toplayan şey neydi sahi? Bir şey olmalıydı. Bu sorulması gereken bir soruydu. 















İnsanlar gruplar halinde gelmiş eylem yapıyordu. Birisi de TKMP grubu idi. Merdivenlere çıkmış: '' Tecrit işkencesine son! '' yazan bir pankart ellerinde sloganlar atıyorlardı. 














Parkın yan tarafındaki inşaat alanının ilerisinde tellerden yapılmış ağaç gibi bir şey dilek ağacı haline gitirilmişti. Herkes küçük kağıtlara  dileklerini, isteklerini, sevgi söylemlerini, hatta ve hatta küfürlerini yazmış ve bir kenara iliştirmişti. 

Çok enteresan sanki ütopik  bir Gezi Cumhuriyet'i oluşturulmuştu ve içerde sanki herşey vardı. 

















Etrafta kalabalık arttıkça Türk bayrağı giymiş kafasında V For Vendetta maskesi takmış insanlar çoğalmaya başlamıştı. Onları kalabalık içinde uzaktanda lsa görmek değişik hissettiriyordu.  














İstiklal'de çok ileri gitmeden, bir ara sokağa sapıp ordaki tabureli kafelerden birine oturdum. Ana cadde çok uzakta değildi. Geçen bir saat içinde oradan geçen grupları gördükçe aklıma 19 Mayıslar, 29 Ekimler, 23 Nisanlar ve 1Mayıslar geldi. Neden mi? Özel günlerde okullar, bandocular, birlikler vs hep bir yerlerde bekleyip çıkmaz mıydık meydanlara veya önünden geçeceğimiz protokolun olduğu yere. Gruplar kortej eşliğinde meydana çıkıyorlardı. Bütün guruplar sanki önümüzdeki 10 yıl hiç yapılmayacak kadar bir 1 Mayıs düzenlenecek diye düşündüm. 

Daha sonra, ortalık iyice kalabalıklaşmadan tekrar geziye gitmeye karar verdim. Yola çıktığımda elinde ''partizan'' yazan filamaların olduğu bir grubun arasında kaldım. Belki yarım saat o grup içinde kaldım, ama ne bana sataşan oldu, ne de beni görünce AKP hakkında laf sokmaya çalışan biri.  İlerlerken ortam öyle kalabalıklaştı ki daraldığımı hissettim ama nihayet meydanın oraya çıkabildik. Kalabalık çok fazla değildi orda, rahat bir nefes aldım fakar Gezi'ye doğru giderken tekrar bir kalabalık içine girmek zorunda kaldım. Orayı dageçerek nihayet geziye girebildim. 



Gezi deli gibi kalabalıktı. Sanki herkes gelmişti. Ilginç tablolar vardı,  pazar pazarına gelmiş teyzemler gördüm orada. Ya da sanki Gezi bir panayırdı da insanlar eğlenmeye geliyordu. Hay Allahım!.. Gelen oturuyordu, gelen oturuyordu bir süre sonra etrafta oturacak yer kalmayacaktı. Bir süre daha gezip Gezi'nin arka kısmından eve doğru rahat gidebileceğim yere gidip orda bir süre daha ortamda kaldım.




Saat 19.00'a doğru oradan ayrıldım. Parkın yan tarafından aşağı doğru inmeye başladım. Tabii Taksim'in o bölgesini pek bilmiyordum. Herkes gibi ben de aşağı inerken yokuşu dönünce barikat olarak yolun ortasına konulan bir otobüs gördüm. İlerde bir otobüs daha vardı ve ilerde 2 tane daha.













Otobüsler tamamen iş göremez haldeydi. İnsanlar otobüslerin ya üstlerine çıkıyor, ya da koltuğuna oturup hatıra fotoğrafı çektiriyorlardı. Gezi Hatırası!! Sanırım bu manzara karşısında yapılan tek şey fotoğraf çektirmekti. Çok ilginçti doğrusu.. 


















En son otobusün içinde ''Çiçek Çocuklar'' otobüsü boyuyorlardı. İçini, oturakları vs.. 









Orada o manzarayla daha fazla kalamadım ve bir taksiye atlayıp eve doğru yola koyuldum...

Ayşe Gül Ayanoğlu 

09.06.2013


Diğer fotoğraflar:


Not: Fotoğrafların bir tanesinin üstüne tıklayarak slayt halinde izleyebilirsiniz. 








1 yorum:

  1. Harika bir kalemden ve harika bir gözden yazılar ve çekimler. Elinize sağlık.

    YanıtlayınSil