14 Haziran 2013 Cuma

Gezi Residence.. 13.06.2013



Dünkü haberleri çok iyi dinlememiştim ama aklımda kalan Başbakan'ın ''24 saat içinde işi bitireceğiz'' türünden bir sözüydü. Sabaha kadar oturup pazar günü çektiğim fotoğrafları düzenledim. Sabah olunca içimde kötü hisler belirdi. Niyetim bugün Taksim'e, tekrar Gezi parkı'na gitmekti. Bazen insanın altıncı hisleri oluşur aniden ve onu rahatsız eder. Ne yapacağını bilemez... İşte öyle birşeydi.

Bugün bir müdahale olur mu diye düşündüm. 24 saat bu günü içeriyordu ve bunu düşünerek yine de hazırlanıp dışarı çıktım. Otobüsle Aksaray'a ordan da minübüse binip Tarlabaşı bulvarında indim. İstiklal caddesinin bu sefer biraz daha gerisinden girerek farklı yerlerin fotoğrafını çektim çünkü pazar günü geri kısımlara gidememiştim.



Ordan meydana çıktım. Çiçekçilerinin yanında halk otobüsleri ve bir toma yan yana dizilmiş içinde polislerin bir kısmı uyuyordu. Biri çiçekçinin orda oturmuş sigara içiyordu. Ona gülümseyerek günaydın dedim ama yüzü asık bir şekilde başını sallayarak karşılık verdi. Onlar da artık yorulmuş ve bıkmıştı bu olan bitenden. Araçların önü bir şeritle çevrilmişti ve iç kısımda da bir toma yan şekilde park halinde duruyordu. Onun etrafında şöyle bir dolandım ve yan taraftaki yabancı basın arabasının oraya gittim. Kısa bir yayın yaptıktan sonra ara verdiler. 




Oradan parka doğru yürümeye başladım dilek ağacını tekrar fotoğrafladım. Bu sefer geniş bir açı koydum ki iyice görülebilsin. İnsanlar küçük kağıtlara yazdıkları dileklerini  tellere astıkları  iplere asmışlardı. 








Sabah erken olduğu için meydan dolu değildi. Garanti bankasının olduğu yerdeki Starbucks hala kapalıydı. İnsanlar işlerine gitmekiçin meydandan geçerken Gezi parkınadoğru bakıyor neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bir kaç fotoğraf alarak merdivenlere doğru yürüyüp  beton alana girdim. 







Daha önce iç kısımda bulunan göstericiler tarafından darp edilmiş arabalar merdivenlerin uç kısmına getirilmişti. Orada öyle hala ibretlik olarak duruyorlardı. Sanırım polis o kısma yaklaşmadığı için hala kaldırılmamışlardı.   







Gezi'nin girişinde insanlar temizlik yapıyorlardı. Yerler süpürülüp çöpler siyah torbalara doldurulup kenara belediye görevlilerinin alması için bırakılıyordu. 






İçeriye başka görevliler geldiler ve bazı bölgeleri ilaçlamaya başladılar, aynı zamanda Gezi'den bazı gençler de ilaçlama yapılırken durumu fotoğrafladılar. Temizlik eylemi içeride de devam ediyordu. Ara yollarda yürürken bölüm bölüm masalarda yiyeceklerin olduğunu ve burdan dağıtım yapıldığını, ayrıca kahvaltı anonslarının verildiğini, bazı insanların ellerinde torbalarla sıcak simit, poğaça isteyen var mı diye bağırarak sokaklarda dolaştığını gördüm. Hatta bana bile bankta oturan bir bayan poğaça ikram etti. 



Bir ara dinlenmek için oturmak istedim. Tahta bir paletin üstünden bir adamın kalktığını görünce oraya oturmaya gittim. Bana örtü gibi birşey verdiler oturmam için. Adam yanımdan ayrıldı ama bir süre sonra geri geldi. Onunla konuştuk biraz. Oğlu Gezi eylemlerindeymiş. Erzurum'dan gelmiş çocuk okuluna bir süreliğine ara verip Gezi parkına destek için gelmiş. Adamın diğer oğlu ve çocuklarının annesi Erzurum'daymış. Anne çok endişeliymiş ve haliyle baba da endişeli olduğu için Gezi'de oğlunun yanında kalıyormuş. 



''Eyleme katılmak çocuğumun hakkı ama endişelendiğim için onun yanındayım'' dedi bana. Sonra devam etti: ''Ben kaç hükümet gördüm ama Tayyip kadar fazla hizmet yapanını görmedim!'' Bu sözü beni çok şaşırtmıştı. Gezi'den, eylemin göbeğinden biri neden bu lafı söylesin ki? Aslında dedi: '' Tayyip isterse burayı anında boşaltır ama yapmıyor!'' Bunları dinledikçe şaşırdım tabii. Aslında duymak ta istemedim. ''Anlatmayın ben blogda yazı da yazıyorum fotoğrafların yanında'' dedim ama kendisi ''yaz istersen gizli birşey söylemiyorum'' dedi.


O sırada yan taraftan dumanlar çıkmaya ve kavga sesleri gelmeye başladı. ''Bunlar birbirlerini yemeye başladılar'' dedi adam ve ekledi, ''çok yasamaz burası, kim kalır  ki burada'' dedi. Peki ne yapacaksınız diye sorunca da ''oğlumu götüreceğim'' cevabını verdi. Adam ''burada insanlara dışarıdan o kadar çok yardım geliyor ki ama çogu atılıyor, burda birilerine 10 tane gaz maskesi bedava dağıtılıyor ama o insanlar gidip dışarıda maskeleri tanesi 50 tl'te satıyorlar''' dedi. 

Açıkçası sevineceğime biraz sinirlerim bozulmuştu. Çünkü günlerdir Gezi taraftarı olan  ama ordaki durumu sanki içeride kalmış, orayı görmüş gibi gibi anlatıp savunan insanlar vardı. Ordaki ruhu büyülü hale getirenlerin sözlerinden sonra bu adamın dedikleri  bana biraz tuhaf gelmişti. 


Adamın yanında fazla kalmayarak tekrar  dolaşmaya başladım. Aslında normalde eve gitmek için otobüs garajına giderken yanından geçerken küçük bir yer olduğunu düşündüğüm Gezi parkı dolaş dolaş bitmiyordu. Kimi yerde yiyecek teklif edenler, kimi yerde elektrik kablosu kullanmak istediğimde yanlarına buyur edenler ve çalışmadığı için çözüm üretmeye çalışanlar. Acaba ben yabancıyım diye bana gösteri mi yapıyorlardı? Onu da sanmıyordum.


Koku konusuna gelince açıkçası herhangi bir koku duymadım. Parkın içinde her yeri dolaştım. Bir tarafta girip öbür taraftançıktım diyebilirim. Labirent gibi bir yer zaten. öbür taraftan çıkarak her yere girerek bütün parkı dolaştım. Sanki labirentteymişim gibi de hissettim. Açıkçası içeride dolaşırken burası da kötü kokuyor dediğim bir yer olmadı. 



Sadece yan tarafta gördüğünüz  yakılmış ve darp edilmiş konteynırın fotoğrafını çekmek için üst tarafta görülenin  yanına gittiğimde duydum kötü kokuları. Ama hemen fotoğrafı çekip aceleyle yanında uzaklaştım. Bu kokulu yer zaten insanlardan uzaktaydı. Onun dışında herhangi bir yerde koku hissettim dersem yalan olur. 



Parka girdiğim yerden tekrar dışarı çıkarak İstiklal'e doğru yürüdüm. Pazar günü yazdığım yazıya fotoğrafları ekleyip bitirmek istedim ve bugünü yazmak. Bir yandan da twitter'a bakmaktan kendimi alamıyordum. Sanırım yine Başbakan konuşmuştu ya da başka birşey vardı çünkü insanlar yine gerilmişti. 


Bir takım insanlar Başbakan tarafından edilen sözlere köpürüyor bir kısmı da başörtülü kıza olanlara köpürüyordu. Nasıl darlandım anlatamam. Aklımda Gezi'ye tekrar gitmek vardı ama eve gitmeye karar verdim. 


Meydan'da instagram için fotoğraflar çekerken eski iş arkadaşlarıma rastladım. Onlarla geceyi geçirmeye karar vererek bulundukları yere gittim. Bir binanın en tepesiydi burası. Harika bir manzarası vardı ve binanın arka tarafından bütün Taksim meydanını görebiliyordum. Gece olmaya başlayınca meydandaki insanlar anıtın etrafına piyano dinlemek için toplanmışlardı. 


Bütün gece bir Gezi parkı bir  Taksim meydanını izledim. Meydan'da Davide Martello  piano çalarken, Gezi'nin en dış kısmından başlamak üzere Kürtler halaylar çekiyor, içerdeki insanlar pop müzik, Gezi eylemi şarkıları çalıp söylüyor mutluluk içinde eğleniyorlardı. Yukarıdaki kırmızı yerleri tıklayıp piyanisti dinleyebilir ve hakkında bilgi alabilirsiniz. 




Gece biraz tedirginlik içinde geçmişti. Twitterdan ortamın provokasyonlara açık olduğuna dair gelen uyarılar, Başbakan'ın annelere 'çocuklarınızı eve çağırın'' söyleminden sonra annelerin de çocuklarının yanına katılmakiçin Taksim'e gidip eylemlere dahil olması geceyi heyecan ve ne olacak acaba belirsizliği ile geçirmemize sebep oldu. Sonuçta hiç bir müdahale olmaması da içlere su serpilmesine sebep olmuştu. Umarım herşey hızla yoluna girer.

Ayşegül Ayanoğlu

13.06.2013


Diğer fotoğraflar:

Not: Fotoğrafların bir tanesinin üstüne tıklayarak slayt halinde izleyebilirsiniz. 




#bubirsivildirenis, #direngeziparki, #EylemVakti, #gezipardidirenisi, #heryertaksimheryerdirenis, #occupytaksim, aysegulayanogluphotography, gezi parki, occupy taksim, taksim, taksim protests, turkey, turkiye,

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme