20 Kasım 2014 Perşembe

Antakya Notlari: Uçuşa Hazırlık


Ne zaman Sabiha Gokcen'den bilet alsam ayni pismanligi yasiyorum.. Simdi nasil gidecegim pismanligi bu.. Sinir bozucu, insani usendiren ve bir daha seyahat etmekten nefret ettiren bir sey.. Bu sefer dun isten eve gider gitmez uyumayi planlamistim. Boylece uykumu almis olup, saat bir gibi kalkip, hazirlanip yola koyulacaktim. 


Taksim Havatas'i aradigimda yolculuk 1,5 saat suruyor ona gore gelin demislerdi. Ucak ta 1,5 saat suruyor, yarim saat te Taksim surse al sana 3,5 saatte Hatay.. Eskidendi o 18 saat filan yol gitmeler..
Hatirliyorum da, Erzincan'da yasadigimiz yillarda memleketimiz olan Adapazari'na gitmek icin 18 saat yol giderdik. Yolda dinlene dinlene gittigimiz icin keyifli gecerdi aslinda. Tabii kendi arabamizla gidersek. Bir de otobuse bindik mi tamam! Yok ne zaman duracak, yok karnim acikti, yok cisim geldi... Bir suru tantanalar.. Simdi artik yok onlar..
Bir seferinde Diyarbakir'dan Istanbul'a otobusle doneyim demistim de, 18 saati dusunup, daha yola cikmadan yorulup vazgecmistim.. 

 Hatay'a daha once hic gitmedim ve cok merak ettigim bir yer. Tarihi dokusu, yemekleri, insanlari... Acaba nasillar? Eger yeni bir yere gidiyorsam her seyahate cikmadan once illaki bir arastirma yaparim ama bu sefer ajansta son gun isler biraz yogun oldugu icin hic bir sey yapamadim. Aklimda kalan sadece twitterdan bir arkadasimin bana gonderdigi seyahat brosurlerinin icindekilerdi.. Hos onlari da unutmusum.







Taksim havatas'a gelmek yarim saat surdu ve bu yagmurda havatas otobuslerinden birine bindim. Yagmur neden yagiyor ki simdi, acaba korkmali miyim? Ucak zamaninda kalkar mi acaba? Gerci 8'e saatler var daha.. 


 Havaalanina varinca hemen check-in yaptirip sigara icecek bir yer aradim. Dediler ki ic hatlarda varmis. Ic hatlara gecerek o alani aradim. Bir sure yurudukten sonra "teras" denilen yeri buldum. Tam da "hah teras iste sigarami icer, kahvemi yudumlar ve kitabimi okurum" diye hayal kurarken bir de baktim daracik bir alan ve icine sakir sakir yagmur yagiyor.. Buna inanamadim dogrusu.. Koskoca havalimani iceriye Izmir Adnan Menderes'teki gibi sigara icilecek dogru duzgun bir alan yapamamis. 





Hem giriste, hem de ic hatlara gecerken security kontrolunde beklerken bazi akilliar ki "firsatci" diyebiliriz onlara, yaninda bekleyeni gormeyip, ya da gormezden gelip sirayi bosverip one atildiklar hep ve onlara sinir oldum. Insan kolaylikla kavga cikartabilir bu gibi durumlarda. Kalabalik olsa veya az gise acik olsa tamam diyecegim. Bekleyecegi alt tarafi bir iki dakika. Ne enteresan insanlar var yahu!
 Sigara ictikten sonra kahve dunyasina geldim kahve ve zeytinli acma aldim. Hayatimda gordugum en kucuk zeytinli acmaydi bu eminim. Fiyatlar da zaten o bicim. Tabii burasi havaalani diye dukkan kiralarinin yukunu musterilerden cikartin. Nasilsa ucakla ucuyo zengin diye biraz daha harcatin.. 


Evde ucagi beklerken yanima hangi kitabi alabilirim diye kutuphaneye baktigimda elimden bir cok kitap gecti. Daha once almis olup okumadigim bir cok kitap vardi. Gozlerim bir sure sonra kutuphanede dolastiktan sonra J. J. Rousseau'nun "Yalniz Gezen'nin Dusleri" adli kitabi yanima almaya karar verdim. Sonucta fotograf cekmeyi ozellikle yalniz yapmaktan hoslandigim icin bu beni bir "yalniz gezen" yapiyordu. Kitaptan ilgimi ceken bir alintiyi paylasmak istiyorum. "Gercek mutluluğun kaynağının bizde olduğunu, mutlu olmayı bileni bedbaht etmenin insanların elinde olmadığını öğrendim."  #YalnizGezeninDüsleri



Nedense kitaptaki adam basindan gecenleri anlatirken aslinda o kasvet dolu ic dusuncelerini yazarken aklima yine Dostoyevski okuyor olabilecegim geldi ama belki de o zamanlarda adamlar yasadiklarini bizlere bir fotograf gibi aktarmaya calismislar ama genelde bu ayrintilarin bazen okuyucuyu sikabilecegini dusunmemisler heralde..
Rousseau 1712 'de dogmus, Dostoyevski ise 1821'de. Arada yuz yil var ve sıkıcılık ayni belki. Burada tamamiyle bir sikilmaktan bahsetmiyoruz tabii. Bu tur yazarlar yasadiklari donem hakkinda bizlere bir cok bilgi de veriyorlar. Klasikler her zaman guzeldir. Mesela Balzac'ta 1850'de dogmustur ve Goriot Baba okudugum en guzel klasiklerden biridir. Kitabin girisindeki ev tasfiri hala aklimdadir. 





Sanirim ben insanlari incelemeyi pek sevmiyorum. Arkada telefon melodisi Ankara'nin baglari" olan bir adam neden ilgimi ceksin ki, veya onumden bebek arabasi surerek gecip duran cocuk, ya da obur kosusturan insanlar. Meraklilik cok iyi yaptigim bir sey degildir.

Ucak saati hala gelmedi ama ben 208 numarali kapida yerimi aldim bile. Bir daha bu kadar erken gelir miyim bilmiyorum. Tabii bu tecrubeyi de unutmayip bir dahaki seferr daha iyi planlama yapacagim kesin..






Bu arada beklerken internetten Hatay ile ilgili arastirmalar yaptim. Artik bir cok sitede gideceginiz yer hakkinda ayrintili ve guzel bilgiler var. Oyle ki Hatay'da nerede kalinir, nereleri gezilir, neler yenir uzerine yarim saatte bir cok bilgi edindim diyebilirim. Hatta bir sitede buldugum bir sayfalik bir bilgi ile bugunu bitiririm diyorum. 

Ucaga binme vakti geldi. Bilet kontrolunden gecip uzun tuplerden ucaga dogru yururken yan duvarlardaki reklamlara ilisiti gozum. Murat Boz'un o guzelim dislerini boyamislar. Yahu o tuplerden ucaga geciliyor ne ara orda durup,kalem bulup, adamin bir kac disini boyadiniz. Her zaman ucak camlari damlali veya buharli olur ama bi sefer temiz cam geldi diye sevineyim mi bilemedim dogrusu.




Yandaki teyzenin "Hatayli misiniz?" sorusuyla memleket insanimi ne kadar cok sevdigimi, insanlara yabancilasmamin onlarin degil de benim sucum oldugunu bir kere daha anladim. 

Ucagin kalkmasina az kala yaziyi burda noktalayip kendimi "ucak dusmesin" diye edecegim dualara vermek istiyorum.. Izninizle.. 











Sonraki yazılar:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme